www.gomurgen.org

ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

KÖŞE YAZARLARIMIZ

KÖYÜME (Gömürge KÖYÜME (Gömürge
ÖĞRETMENLER GÜNÜ
Ali Çetinkaya Ali Çetinkaya
Dernek Faaliyetleri

ALAPARSLAN TÜRKEŞ KİMDİR?

ALPARSLAN TÜRKEŞ KİMDİR?
Alparslan Türkeş 25 Kasım 1917‘de Lefkoşe’de doğmuştur. Babası Ahmet Hamdi Efendi, annesi Fatımatül Zehra Hanım’dır. Alparslan Türkeş; aslen Kayserilidir. Büyük dedesi Arif Ağa Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşgerli Köyünden Kıbrıs’a göç etmiş ve buraya yerleşmiştir. İlk ve orta eğitimini Lefkoşe’de tamamlamıştır. O yıllarda İngiliz işgal idaresi altında bulunan Kıbrıs’tan ailece Türkiye’ye göç etmişler ve İstanbul’a yerleşmişlerdir.

KULELİ’DEN HARP OKULU’NA

Askerlik mesleğine büyük sevgisi olan Alparslan Türkeş 1933 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girmiş başarı göstererek, 1939 yılında bu liseden mezun olmuş ve Harp Okulu’a geçmiştir.1939‘da Harp Okulu’ndan mezun olarak orduya katılmıştır. Orduda muntazaman terfi etmiş ve harp akademisi imtihanını kazanarak akademiye geçmiştir. Başarılı bir eğitim dönemi sonrasında kurmay subay olarak mezun olmuştur.

EVLİLİKLERİ

1940 yılında Isparta'da Muzaffer Hanım’la evlenirler. Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları dünyaya gelir. Muzaffer Hanım 1974 yılında vefat eder. Alparslan Türkeş 1976 yılında Sevâl Hanım'la ikinci evliliğini yapar. Bu evlilikten Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu olmuştur.

1944 MİLLİYETÇİLİK OLAYI

3 Mayıs1944... Ankara'da bir yürüyüş vardır. Türk Milletinin ve Devletinin bekası fikrine sahip aydınlar ve onların izindeki gençler, basın ve üniversite kadrolarına sızan ve kendilerini cumhuriyetin gerçek sahibi diye gösteren dönme-devşirme ittifakının oyunlarına karşı ideolojik tavrını koyar.

Yürüyüşten sonra bir grup milliyetçi aydın tutuklanır. CHP faşizminin açtığı Türkçülük-Turancılık Davası başlar. Milliyetçiler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar. Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş de bu aydınlar arasındadır.

20 Ekim 1944'te kendisini "vatan hainliği" suçlamasıyla sorgulayan Savcı’ya "Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği suçu isnat edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde her şeyden çok milletimi ve vatanımı severim" cevabını verir. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve mahkeme süresince bir yıl hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen ceza daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2 numaralı mahkemede beraat eder.

YURTDIŞI GÖREVLERİ

1948 yılında Genel Kurmay tarafından açılan imtihanları kazanmış ve bütün eğitim dönemindeki başarılarıda gözönüne alınarak Amerika’ya tahsile gönderilmiştir. Amerika’da piyade okulu ve Amerikan Harp Akademi’sinde tahsil görmüş buralardan da iyi dereceler ile mezun olmuştur. 1955‘de kurmay binbaşı olan Alparslan Türkeş (Amerika’da) Washıngton’da bulunan daimi gurup nezninde Türk Genelkurmayı’nın Temsil Heyeti üyeliğine tayin edilmiştir. 1957 yılının sonuna kadar vazifesini sürdürmüştür. Bu süre içerisinde Üniversity of America (Amerika Üniversitesi)‘ya devam etmiş, International Economics tahsili görmüştür. Daha sonra yurda dönen Alparslan Türkeş, 1959‘da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderilmiş, bu okulu da başarı ile bitirmiştir. İyi derecede Fransızca ve İngilizce bilen Alparslan Türkeş, 27 Mayıs 1960 yılına kadar Avrupa’da muhtelif Nato toplantılarında ve askeri mevzularda Türk Genel Kurmay Başkanlığı’nın temsilcisi olarak bulunmuştur.

27 MAYIS 1960 DARBESİ

27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinin önde gelen simalarından olan Alparslan Türkeş, bu hareketi partilerüstü ve milli birliği sağlayacak bir reform hareketi olarak düşünmüştür. Müdahaleden sonra Milli Birlik Komitesi üyesi olarak, Başbakanlık Müsteşarlığı yapmıştır. Görevde bulunduğu 27 Mayıs 1960-25 Eylül 1960 tarihleri arasında, ülke ve kültür bütünlüğü kanun tasarısını ve Devlet Planlama Teşkilatı kanun tasarısını kanunlaştırmıştır.
CHP’li bazı politikacıların Milli Birlik Komitesi üyelerine yapmış oldukları bazı telkinler ile 13 Kasım 1960 tarihinde 13 arkadaşı ile Mili Birlik Komitesi’nden çıkarılmış ve Mürtet Hava Üssünde hapsedilmiş, daha sonra da, CHP’lilerin rahat hareket etmeleri için 19 Kasım 1960‘ta Türkiye’den, hükümet müşaviri görevi ile Hindistan Yeni Delhi’ye mecburi ikametgâh olarak gönderilmiştir.
Alparslan Türkeş Hindistan’da iken hükümet yöneticilerine mektuplarla sürekli ikazlarda bulunmuştur.
 
1961-62 1963 yılına kadar 2,5 yıl, yönetimi elinde bulunduranlarca Alparslan Türkeş'in Türkiye'ye dönmesine müsaade edilmez. Yıl1963 tarih 23 Mart Alparslan Türkeş sürgünden yurda döner. Dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adli bir dernek kurar. Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar, yargılanır ve beraat eder.

23 Şubat 1963‘ta yurda dönen Alparslan Türkeş, dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adlı bir dernek kurar.

TALAT AYDEMİR OLAYI

Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile 21 Mayıs 1963’te tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar. Yargılama sonucunda beraat eder. 5 Eylül 1963‘te tahliye olur.
 
Tarih 31 Mart 1965 saat 11.00 de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne katılı...

Tarih 1 Ağustos 1965 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Büyük Kurultay'ında Genel Başkanlığına seçilir. Ayni yıl yapılan genel seçimlerde Ankara milletvekili seçilir. Yıl1969 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin adi Milliyetçi Hareket Partisi amblemi de Üç Hilâl olarak değiştirilir. O Yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili olarak seçilir.

İlki, 31 Mart 1975 -13 Haziran 1977 yılları arasında ve ikincisi de 1 Ağustos - 31 Aralık 1977 tarihleri arasında Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yapar. Ülkü Ocakları, Büyük Ülkü Derneği ve diğer mesleki örgütlenmeler başlar. 1968 Yılından itibaren marksist ve bölücü gençlik hareketleri üniversitelerde yuvalanır ve üniversite özerkliğinden istifade ederek buraları silah, cephane deposu haline getirerek "Kömünist Devrim" için üs haline koyarlar. Üniversiteler işgal altındadır. Her yer Lenin'in Stalin'in Mao'nun resimleri ve komünist sloganlarla doludur. Komünist yeraltı örgütleri "şehir gerillası" mi "kir gerillası" mi tartışmaları yapmakta okullara kendilerine tabi olanlardan başka hiç kimseye hayat hakki tanımamaktadırlar. Bunun üzerine Başbuğ Alpaslan Türkeş toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle onları komünizm konusunda aydınlatmaya ve alternatif olarak da Türk Toplumculuğunu, Türk Milliyetçiliğini anlatır. Kısa zamanda çoğalan gençler örgütlenmeğe başlarlar. Doktriner Türk Milliyetçiliği safhası başlamıştır. Türk Milliyetçileri Dokuz Işık, dokuz prensip etrafında toplanırlar.

Bu gelişmelerden rahatsız olan Türklük ve Türkçülük düşmanları özellikle de Komünist örgütler kendilerine okulda, fabrikada, köyde, kentte, dağda her yerde ama her yerde karşı çıkıp mücadele eden Ülkücü Hareket'e karşı savaş ilan ederler ve 12 Eylül 1980'e kadar 5000 civarında Ülkücüyü şehit ederler. Devlet'in zaaf içinde olduğu düşünülen "zinde güçleri bir şeylerin yani ihtilâlin şartlarının olgunlaşması" için daha fazla kanın akmasını beklemektedirler.

Başbuğ için 1978, 1979, 1980 yılları birçoğunu bizzat kendisinin yetiştirdiği binlerce ülküdaşının Komünist çetelerce katledildiğini gördüğü, kan ağlayan bir yürekle her şeye rağmen kaybetmediği soğukkanlılığıyla bir iç savaşı önlediği ıstırap dolu yıllardır.

12 Eylül 1980 sabahı pusudakiler yeterince olgunlaşan şartların neticesi ihtilâllerini yaparlar.

Başbuğ Alparslan Türkeş ve Türkiye'nin komünist bir ihtilâle kurban olmasını engelleyen Ülkücü Hareket sanık sandalyesinde, idam sehpalarındadır. Mamaklar ve C5'ler bu sürecin şekillendiği teslim olur. Cunta tarafından tutuklanan Başbuğ, önce 1 ay Uzunada'da kalır. Başbuğ 12 Eylül'den üç gün sonra Ankara Askeri Dil Okulu'nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastahanesi'nde 4,5 yıl hapis yatar. O ve 218 Ülkücünün idamı istenir, 9 Nisan 1985'de tahliye olur ve beraat eder.

Tarih 6 Eylül 1987... Yapılan referandum neticesi diğer siyasilerle birlikte Başbuğ'a da konulan siyaset yapma yasağı kalkar ve Başbuğ Milli Ülküyü iktidar yapmak davayı kitlelere anlatmak için yine meydanlardadır.

Tarih 4 Ekim 1987.. Milliyetçi Çalışma Partisi olağanüstü kongresinde Genel Başkanlığa seçilir.

Tarih 20 Ekim 1991.. Genel seçimlerde MÇP'nin RP ve IDP ile yaptığı seçim ittifakı neticesi Yozgat milletvekili seçilir. Başbuğ, son kez T.B.M.M.’dedir. Bu dönemde ülkemizi kasıp kavuran bölücü teröre karşı en etkili mücadeleyi O gerçekleştirir.

Tarih 27 Aralık 1992… On iki Eylül'ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesini sağlayan değişiklikler neticesi toplanan MHP'nin son kurultay delegeleri, MHP'nin isim ve amblemini MÇP'nin kullanabilmesine karar verirler. Tarih 24 Ocak 1992 MÇP'nin 4. Olağanüstü kurultayı toplanır ve partinin adini MHP amblemini Üç Hilal olarak değiştirir.

Seksen yıllık fırtınalı ve çileli bir ömrün sonunda koca çınar, yine fırtına ve kar yağışlı 4 Nisan 1997 gününde Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.
Allah, bütün geçmişlerimizle birlikte TÜRK’ÜN son BAŞBUĞU’NA da rahmet eylesin.
 
HZ. MUHAMMED İN  (s.a.s) HAYATI

HZ. MUHAMMED İN (s.a.s) HAYATI

Tarih 12 Ağustos 2012, 00:06 Editör Ahmet Karaaslan

Hz. Muhammed (a.s.)ı bu kadar yazı ile anlatmak, Onun hayatını yazmak anlamına gelmez. Bir dakikalık anını sayfalar ve ciltler anlatamaz. Ancak meraklılarına öz ve kısa bilgi vermek amacıyla bu yazı düzenlenmiştir.

HZ. MUHAMMED’İN  (s.a.s) HAYATI

Hz. Muhammed (a.s.)’ı bu kadar yazı ile anlatmak, O’nun hayatını yazmak anlamına gelmez. Bir dakikalık anını sayfalar ve ciltler anlatamaz. Ancak meraklılarına öz ve kısa bilgi vermek amacıyla bu yazı düzenlenmiştir.

Yüce Allah, bizleri O’nun şefaatine nail eylesin. AMİN…

Hz. Muhammed (a.s.), Hz. İbrahim (a.s.)’ın, Hz. İsmail (a.s.)’ın soyundandır. Adnanoğulları, Mudar-oğulları, Kureyş Kabilesi Oğulları’ndan Abdulmuttalip oğlu Abdullah’ın oğludur.

Abdulmuttalip’in oğulları şunlardır:

1-Haris

2-Ebu Talip

3-Ebu Lehep

4-Gaydak

5-Hacl

6-Abdülkabe

7-Mukavvim

8-Zübeyr

9-Dırar

10-Kusem

11-Abdullah

12-Hamza

13-Abbas

Resullah’ın on iki amcası vardır.

Annesi, Beni Zühr Kabilesi’nden Vehbi kızı Amine Hatun’dur.

Hz. Muhammed, miladî 20 Nisan 571 Rebiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesinde Kâbe yakınlarında bir evde Mekke’de dünyaya geldi.

Amine Hatun’a rüyasında “Ey Amine! Bilesin ki sen, Âlemlerin hayırlısına hamilesin. Doğduğu vakit O’nun adını Muhammed (a.s.a) koyun deniliyor.

Amine Hatun hamile iken Şam kafilesiyle Medine’ye giden Babası Abdullah hastalanarak yirmi beş yaşında vefat ediyor. İşte bu yıl Ebrehe Kâbe’yi yıkmaya geliyor. Bu yıla da “Fil Yılı” deniliyor.

 

DOĞUMDAKİ OLAYLAR:

İran hükümdarının sarayından on dört sütun yıkıldı. Ateşpereslerin bin yıldır yanmakta olan ateşgedeleri söndü.

Save Gölü yere batıp kayboldu.

Semave Vadisi’ndeki sular taştı.

Doğum yaklaşınca bir ak kuş geliyor ve Amine Hatun’un sırtını sıvazlayarak beyaz kase ile ona şerbet veriyor. Şerbeti içtikten sonra her tarafı nur kaplıyor.

Doğum anında Amine Hatun’un gözünden perdeler kalkıyor, Cennet Hurileri ve melekler kendisine gösteriliyor.

Daha dünyaya gelmeden iki ay önce babası vefat etmişti. Dedesi Abdulmuttalip, torununa “Muhammet” adını koydu.

Doğduktan sonra Haris’in karısı “Halime” adında bir sütanneye verildi. Dört yaşına kadar bu sütannenin yanında kaldı. Altı yaşına geldiğinde annesi Âmine Hatun’la birlikte babası Abdullah’ın mezarını ziyaret etmek için Medine’ye gittiler. Altı yaşına geldiğinde Âmine Hatun da vefat etti.

 

GÖLGE EDEN BULUT

Şiddetli Güneş’te dışarıya çıkan Hz. Muhammed (s.a.s)’in üzerinde bir bulutun dolaştığını sütkardeşi Şeyma fark ederek bunu annesi Halime’ye söyledi.

 

 

ŞAKK-I SADR OLAYI

Hz. Muhammed (s.a.s),  45 yaşlarında iken kuzu otlatıyormuş. Bu sırada ak elbiseli iki kişi, içi kar dolu altın bir leğen ile gelirler. Hz. Muhammed (s.a.s)’in karanını yararak kalbini çıkarırlar. Kalbin içindeki kan pıhtılarını getirdikleri kar ile yıkayıp geri koyarlar.

Bundan bir müddet sonra Hz. Muhammed (s.a.s)’in başına bir şey gelir korkusuyla annesi Amine Hatun’a vermek üzere Mekke’ye götürülür. Amine Hatun, Mekke’den Medine’ye dönerken yolda vefat eder.

Hz. Muhammed (s.a.s)’i Mekke’nin reisi olan dedesi Abndulmüttalib himayesine aldı sekiz yaşına geldiğinde dedesi de öldü. Peygamberimizi bundan sonra amcası Ebu Talip himayesine aldı.

Mekke’nin reisi olan amcası, aynı zamanda ticaretle uğraşıyordu. Hz. Muhammed on iki yaşlarındayken amcası O’nu da ticarete alıştırmak için bir kervanla birlikte Suriye’ye götürdü.

Basra Kasabası’na vardıklarında, Bahire adlı bir rahip ile karşılaştılar. Rahip Bahire, Hz. Muhammed’i gördüğünde O’nun geleceği haber verilen son peygamber olduğunu anladı. Bahire, Peygamberimizin amcası Ebu Talib’e şöyle dedi: “Bu çocuk, bütün peygamberlerin sonuncusudur. Şam’daki Yahudiler içersinde O’nun özelliklerini bilen ve alâmetlerini tanıyanlar vardır. Âlim ve kâhinler, bunu bilirler. Sen O’nu Şam’a götürme, buradan geri dönün,” diye öğüt verdi.

Ebu Talip, rahibin sözüne uyarak mallarını Basra’da satıp geri döndü.

On yedi yaşında amcası Zübeyir ile Yemen’e bir seyahat yaptı.

Yirmi yaşında Ficar Savaşlarına katıldı. Güçsüzleri korumak için kurulmuş olan “Hılfulfudul Cemiyeti’ne” katıldı.

 

MELEKLERİN GÖRÜNMESİ

Yirmi yaşında kendisine melekler görünür ve şöyle söylerler:

“İşte bütün âleme hidayet getirecek budur. Fakat daha davet zamanı gelmedi” derler.

Yirmi beş yaşında iken Hz. Hatice’nin kölesi Meysere ile birlikte Şam’a ticaret yapmaya giderler. Cercis’in Manastırı’na vardıklarında (Cercis ölmüştür) Mesture isimli Papaz yanlarına gelir.  Meysere’ye “Hz. İsa’nın haber verdiği sonuncusu işte budur” diyerek onlara Şam’a gitmemeleri yönünde uyarıda bulunur. Bu uyarıdan sonra kervanla geri dönerler.

 

İKİ KUŞ

Şam kafilesi dönerken Hz. Hatice validemiz gördü ki, iki kocaman kuş, bu kafileden bir yolcu üzerine kanatlarını gererek sıcağa karşı on gölge ediyorlardı. Hz. Hatice validemiz, Kölesi Meysere’ye o kuşların kafileden kime gölge ettiklerini sorar ve Muhammedü’l Emin olduğunu öğrenir. Meysere’ye, gördüğü başka fevkalade hâller ile Mesture’nin kendisine söylediklerini de Hz. Hatice validemize aktarır.

Hz. Hatice validemiz, daha önce görmüş olduğu bir rüyayı Varaka Bin Nevhel isimli bir Hıristiyan’a anlatır. Bu kişi Hz. Hatice Validemiz’in amcası oğludur. Varaka Bin Nevhel, rüyayı şöyle yorumlar: “Sen Ahir Zaman Peygamberi’nin zevcesi olacaksın.”

 

SEYYİDETÜ’N NİSA = BAŞ KADIN

Önce Ebu Talip, sonra da Varaka Bin Nevhel’in konuşmalarıyla nikâh kıyılır.

Hz. Hatice Validemiz, böylece Seyyidetü’n Nisa = Baş Kadın olur. Bu sırada Hz. Hatice Validemiz kırk, Hz. Muhammed Peygamber Efendimiz (a.s.a.)  da yirmi beş yaşında idiler.

 

İLK ÇOCUK

Bu evlilikten Kâsım doğdu. Kâsım, küçük yaşta vefat etti. Bu doğumun ardından Peygamberimiz’e “Ebbül Kasım” = Kasım’ın babası denildi.

Zeynep, Rukiye, Ümmü Külsüm, Fatımatü’z Zehra Abdullah, adında beş çocukları daha oldu.

Fahr-i Âlem, otuz yaşlarındayken Ümmü Külsüm doğdu. Kendisine peygamberlik geldiğinde ise Fatımatü’z Zehra doğdu. Peygamberimiz, Fatımatü’z Zehra’yı çok severdi. O’na kadınların ulusu anlamına gelen “Seyyidet’ün Nisa” derdi. Sonra Abdullah doğdu, o da vefat etti.

 

HACER’ÜL ESVED’İN YERİNE KONULMASI

Peygamberimiz, otuz beş yaşında Kâbe hakemliği yaptı.

Kâbe’nin yıkılan yeri tamir edilirken aşiretler arasında bu konuda anlaşmazlık çıkınca Peygam-berimiz’i hakem tayin ettiler.

Peygamberimiz, taşı bir örtü üzerine koydurduktan sonra kabilelerin ileri gelenlerinden de örtünün ucundan tutturarak taşı mübarek elleriyle yerine koyarak sorunu çözer.

 

PEYGAMBERLİK:

Hz. Muhammed (a.s.)’a kırk yaşında peygamberlik geldi.

Altı yüz on (610) yılında Nur Dağı’ndaki Hıra Mağarası’nda Cebrail Aleyhisselâm tarafından Ramazan ayında peygamberlik emri getirildi. Cebrail Aleyhisselâm kendisine göründüğünde “Ikra” = oku diye seslendi. Hz. Muhammed (a.s.), eve dönüşünde olayı Hz. Hatice validemize anttı. O da amcası oğlu Varaka Bin Nevhel’e giderek işittiklerini aktardı. Varaka Bin Nevhel, “Müjde ey Muhammed! Sen, Meryem’in oğlu İsa’nın haber verdiği Ahir Zaman Peygamberisin. Sana görünen melek de İsa Aleyhisselam’a görünen Namus-u Ekberdir (Cebrail Aleyhisselam’dır.) diyerek peygamberimizi kavminin Mekke’den çıkaracağı güne kendisinin yetişmek ve o kavme karşı koymak istediğini belirtti.

Bundan sonra Cebrail Aleyhisselam, peygambe-rimize üç yıl görünmemiştir. Yalnız ara sıra İsrafil Aleyhisselam gelerek bazı şeyler öğretmiştir.

Bir gün yine gökten bir ses geliyor. Bu sesten korkan Peygamberimiz, Hz. Hatice validemizin yanına giderek örtüye bürünüyor. Cebrail Aleyhisselam “Ya Eyyühel Müddesir Sûresi’ni” getiriyor. (Ey örtüye bürünen…”

Peygamberlik işte bu olay ile başlıyor ve bundan sonra yirmi yıl sûreler ve ayetler gelmeye devam ediyor.

 

İLK MÜSLÜMAN

İlk Müslümanlar, Hz. Hatice Validemiz, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali, Peygamberimiz’in kölesi Zeyd bin Harise’dir.

Hz. Ebu Bekir’in davetiyle de Hz. Osman, Abdurrrahman bin Avf, Sa’d bin Ebu Vakkas, Zübeyir bin Avam, Talha bin Ubeydillah Müslüman oluyorlar.

 

İSLAM’A AÇIKTAN ÇAĞRI

Önceleri gizlice ibadet ediliyor, İslam’a davet de gizli oluyordu. Kur'ân-ı Kerim açıktan okunmuyordu.

“Fasda bima Tümer” ayet-i kerimesi geldi. Bu ayet-i kerimenin anlamı: “memur olduğun şeyi açıkla” manasındadır.

HİCR SÛRESİ doksan dördüncü ayet meali: “Artık sana emredileni açıkça ortaya koy, müşriklere aldırma…”

Daha sonra putlara tapmanın, Allah’a ortak koşmanın sapıklık olduğu, sadece Allahü Teâlâ’ya ibadetin gerekliliğini anlatan ayetler gelince bu durum, müşriklere zor gelmeye başladı. Bunun üzerine müşriklerin ileri gelenlerinden bir grup, Ebu Talip’in yanına giderek Peygamberimiz’i ona şikâyet ettiler. “Kardeşinin oğlu bizim dinimize saldırıyor. Baba-larımızın, dedelerimizin sapıklıkta olduğunu söylüyor. O’nu ya bu durumdan men et veya himaye etmekten vazgeç” diyorlar.

Daha sonra da müşrikler, Ebu Talip’ten ayrıla-caklarını söylüyorlar.

Ebu Talip, Peygamberimiz’e müşriklerin söyledik-lerini aktarıp artık kendisini onlara karşı himaye edemeyeceğini söyleyince Hz. Muhammed (s.a.s.)’in mübarek gözlerinden yaşlar geliyor. Amcasına şöyle cevap veriyor: “… onlar ne yaparlarsa yapsınlar, ben asla davamdan vazgeçmeyeceğim…”

Bu söz üzerine Ebu Talip, “Sen işine bak. Ben sağ oldukça onlardan kimse sana bir şey yapamaz” diyerek teminat veriyor.

Peygamberimiz’in amcası Ebu Lehep ve onun karısı Ümmü Cemil, elleriyle dilleriyle Efendimiz’e çok eziyet ediyorlar.

Altı yüz on altı yılından, altı yüz on dokuz yılına kadar (3) yıl Mekkeli müşrikler, Müslümanlara boykot ilân ettiler. Altı yüz on dokuz yılında amcası Ebu Talip ile anamız Hz. Hatice’yi kaybetti. Onun için bu yıla “Hüzün Yılı” denir.

 

BANA İNANIR MIYDINIZ?

“Yakın akrabalarını uyar” mealindeki ayetin gereği Allah’ın Resulü, Harem-i Şerif’e giderek Safa Tepesi üzerine çıktılar. Kavmini yanına çağırarak onlara şöyle hitap ettiler: “… Şu dağın ardında bir düşman vardır. Gelip sizi yağma edecek deseydim bana inanır mıydınız?”

Hepsinden “evet” cevabını alınca da “Öyleyse sizi Kıyamet günün azabı ile uyarmaya memurum. İman ediniz” dediler.

Amcası Ebu Lehep, bu söze çok kızarak “Bizi bunun için mi çağırdın?” diye Allah ’ın Rersulü’ne hakaretler etti.

Bunun üzerine “Tebbet Sûresi” nazil oldu. Bu sûrenin nazil olup duyulmasıyla Efendimizin iki kızı (Rukayye ve Ümmü Külsüm Ebu Leheb’in iki oğluna nikâhlanmıştı.)

Bunun göstergesi olarak da Allah’ın Resulü’nün kızlarını oğullarına boşattırdı.

Ümmü Külsüm’ün nikâhlısı Uteybe, çok ileri giderek Allah’ın Resulü’nün yakasından tutup gömleğini yırttı ve Allah’ın Resulünü sevmediğini, getirdiğine de inanmadığını söyledi.

Resul’ü Ekrem Efendimiz “Ya Rabbi! Bunun üzerine canavarlarından birini saldırt…” diye beddua ettiler.

Uteybe, Şam’a giderken Zerka Konağı’ndan çıkan bir arslan, onu parçalayarak öldürdü.

Allah’ın Resulü, kızı Rukayye’yi Hz. Osman’a nikâhladı. Dul kalan Hz. Ömer’in kızı Hafsa’yı da kendi nikâhına aldı.

 

İLK ŞEHİT KADIN

Müşrikler, arkası zayıf olan Müslümanlara eziyeti artırdılar.Ammar bin Yâsir’in annesi Sümmeye Hatun’a işkence ediyorlardı. Bu sırada Ebu Cehil gelerek onu kargısıyla şehit etti. Böylece Sümeyye Hatun ilk kadın şehit oldu. 

Altı yüz yirmi yılında Taif Seferi’ni yaptı.

Altı yüz yirmi bir yılında “1. Akabe Biatı” denilen olayda Medineli on iki, Müslüman, “2. Akabe Biatı” denilen olayda da Medineli yetmiş beş Müslüman ile görüşüp biat aldı. Yine bu yıl, Miraç gerçekleşti.

 

İLK HİCRET

Müşrikler Müslümanlara eziyetlerini artırınca Allah ’ın Resulü, Hz. Osman ve eşine birçok Müslüman’a Habeşistan’a hicret etmelerine izin verdi. Habeş Kralı Necaşi, gelenleri hoş karşıladı. Bunun üzerine müşrikler, Habeşistan’a elçi göndererek Müslümanların kendilerine teslim edilmesini istediler. Kral onların isteğini reddetti.

Bir gün Safa Tepesi’nde oturan Allah ’ın Resulü’ne Ebucehil hakaret etti. Rasûlullah , buna hiç karşılık vermedi. Bu olaya şahit olan Cüda isimli bir cariye durumu Hz. Hamza’ya anlatınca Hz. Hamza, buna çok kızdı ve Ebucehil’in yanına giderek onun kafasını yayı ile kırdı. Ebucehil’in avenesi Hz. Hamza’nın haklı olduğunu söyleyerek olayı yatıştırdı. Hz. Hamza’nın Müslüman olmasında korkan Ebucehil de Hz. Hamza’ya karşılık vermedi.

 

HZ. HAMZA’NIN MÜSLÜMAN OLUŞU

Hz. Hamza, Allah’ın Resulü’nün yanına giderek Ebucehil ile olan olay için onu teselli etmeye çalıştı. Allah’ın Resulü de “ancak iman etmesiyle teselli bulacağını” söyleyince Hz. Hamza oracıkta şahadet getirip Müslüman oldu.

 

HZ. ÖMER’İN MÜSLÜMAN OLUŞU

Müslümanların sayısının gün geçtikçe çoğaldığını gören müşrikler telaşa düştüler. İleri gelenleri kendi aralarında bu konuda danışma yaptılar. Ebucehil, Hz. Muhammed’i öldürene ödül vereceğini vaat etti. Hattapoğlu Ömer bu görevi üstlendi.

Hattapoğlu Ömer, Hz. Muhammed’i öldürme niyetiyle giderken Nuaym bin Abdullah ile karşılaştılar. Abdullah, onun nereye gittiğini sorup cevabı alınca ona şöyle söyledi: “Sen önce kardeşine bak. Bacın Fatıma ile kocası Said bin Zeyd Müslüman oldular…”

Bu haberle deliye dönen Hattapoğlu Ömer, bacısının evine yöneldi. Fatıma ile kocası Said bin Zeyd evlerin de yeni nazil olan “Taha Sûresi’ni” kendilerine öğretici olarak gelen Habbab ile okuyorlardı. Ömer’in geldiğini görünce Habbab’ı saklayarak Kur'ân-ı Kerim’i de kaldırdılar.

İçeriye öfkeyle dalan Ömer, kardeşini feci şekilde dövdü. Sonra ondan boşalan kanı görünce yumuşayarak pişmanlık duygusuna kapıldı. “hele okuduğunuz şu kitabı çıkarın” dedi. Eline verilen Kur'ân-ı Kerim’den “Lâ ilâhe illa hu lehül esmaül hüsna’yı” okuyunca dünyası değişti. Bu sırada saklanan Habbab meydana çıkarak “İmana gel ya Ömer! Ey Ömer, Hz. Peygamber: Ya Rabbi! Bu dini Ebucehil ya da Ömer ile aziz et demişti. İşte bu saadet sana nasip oldu” dedi.

Hattapoğlu Ömer, orada şahadet getirip, kendisini Rasûlullah ’a götürmelerini istedi.

Cebrail Aleyhisselam olayı Allah’ın Resulü’ne bildirdi. Toplantı halinde olan Müslümanlar, Hattapoğlu Ömer’in geldiğini öğrenince kötülük yapacağından korkarak tedbir almaya başladılar. Kimileri de kötü niyetle geliyorsa onu öldürmek için Rasûlullah ’tan izin istediler. Rasûlullah , Müslümanlar’a sakin olmalarını emrettiler. Ömer, doğruca Allah ’ın Resulü’nün yanına giderek önünde diz çökerek şehadet getirdi. Yüksek sesle tekbir getirdiler ve bu tekbir sesi Mekke sokaklarında işitildi.

Hz. Ömer kırkıncı Müslüman olmuştu. Onun Müslüman oluşuyla İslam Dini iyice kuvvet kazandı. Hz. Ömer’in teklifiyle Harem-i Şerif’e gittiler. Ebucehil onları görünce işi anlamıştı. “Hayrola Ömer! Bu geliş ne oluyor?” diye sorunca Hz. Ömer de şehadet getirerek ona cevap verdi.

 

İNŞİKÂK-I KAMER

Peygamberliğinin sekizinci yılında Kureyşliler, Allah ’ın Resulü’nden bir mucize istediler. Resulü Ekrem, dua ederek gökteki Ay’ı ikiye ayırarak istedikleri mucizeyi gösterdiler. Buna rağmen “sihir”  diye inanmadılar.

Kureyş Kabilesi bir anlaşma yaparak ikiye ayrıldı. Ebu Talip’in mahallesi muhasara altına alındı. Üç sene hiç ilişkide bulunmadılar. Üç sene sonra Cebrail Aleyhisselam Allah’ın Resulü’ne yapılan anlaşmadaki “Allah” yazısı dışında bütün yazıların güvelerce yenildiğini bildirdi. Allah’ın Resulü de bu durumu amcası Ebu Talip’e anlattı. Ebu Talip, karşı tarafa olayı anlatıp şöyle dedi: “Eğer Muhammed’in haberi doğruysa anlaşmayı kaldıralım. Değilse ben de onu himayeden vazgeçeceğim.”

Anlaşma kâğıdı getirildiğinde haberin doğruluğunu gördüler. Ebucehil’in inadına rağmen anlaşma bozuldu. Böylece Ebu Talip’in de mahallesi muha-saradan kurtulmuş oldu.

Müslümanlar’ın yaşadığı sevinç uzun sürmedi. Peygamberliğin onuncu yılında Ebu Talip vefat etti. Üç gün sonra da Hz. Hatice validemizin vefatı Allah’ın Resulü’nü kedere boğdu. İşte bu yıla “Hüzün Yılı” denilir.

Ebu Talip’in vefatıyla müşrikler, Müslümanlar’a daha çok eziyet etmeye başladılar.

Allah’ın Resulü, Taif’e giderek Sakif Kabilesi’ni İslam’a davet ettiler. Bu kabile Allah’ın Resulü’nü taşladı. Geri dönüşünde Allah’ın Resulü Batn-ı Nahle denilen yerde “Errahman Sûresi’ni” okurken kalabalık bir grup cin taifesi O’nu dinleyerek imana ettiler.

 

MUHACİRİN

Mekke’den Medine’ye gidenler ile Habeşistan’a göçenler de Medine’nin köylerine yerleştiler. Mekke'nin fethine kadar geçen süre içinde, dini uğruna, evini-barkını, malını-mülkünü, ailesini, kabîlesini, akrabasını, bütün varlığını Mekke'de bırakarak Peygamberimizin izniyle Medine'ye göç eden Mekke'li Müslümanlara "Muhâcirler" adı verilmiştir.

Medine'de muhâcirleri misâfir eden, onlara bütün imkânları ile yardımcı olan Medine'li Müslümanlara da "Ensâr" denilmiştir. Muhâcirler ve Ensâr, Kur'ân-ı Kerîm'de bir çok konuda övülmüşlerdir.

Muharrem ve Safer aylarında Müslümanlar, âileleri ile birlikte hicret ettiler. Birer, ikişer, gizlice Mekke'den ayrılıp Medine'ye gittiler. Ensâr tarafından Medine civârındaki "Avâlî" denilen köylere yerleştirildiler.

Hz. Ömer Mekke'den gizli ayrılmadı. Kılıcını kuşandı, Kâbe'yi tavâf etti. Bütün müşriklere meydan okuyarak:

İşte ben Medine'ye gidiyorum. Analarını ağlatmak, karılarını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler peşime düşsün... dedi. Ömer'in hicreti Hz. Peygamber (s.a.s.)'in hicretinden 15 gün kadar önce olmuştu.

Kısa zamanda, Mekke'li Müslümanların hemen hepsi Medine'ye göç etti. Yalnızca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ali'yi Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'de alıkoymuştu. Ebû Bekir hicret için izin istediğinde, Rasûlullah (s.a.s.):

"Acele etme, Allah sana hayırlı bir arkadaş verecek..." diyerek hicretini geciktirmişti. Mekke'de Müslümanlıkları yüzünden âileleri tarafından hapsedilmiş olanlar ile köle ve câriyelerden başka Müslüman kalmamıştı. Peygamberimiz, düşmanları arasında, en büyük tehlike karşısında yapayalnız bulunuyordu.

Peygamberimizin Hicreti

Dâru'n-Nedve'nin Korkunç Kararı

Akabe görüşmeleri ile Müslümanlık Medine'de yayılmağa başlamış, müşrikler korktuklarına uğramışlardı. Üstelik Mekke'deki Müslümanlar da Medine'ye göç etmişlerdi. Şimdi Hz. Muhammed (s.a.s.) de Medine'ye gider, Müslümanların başına geçerse, Mekkelilerin Şam ticâret yolu kapanabilirdi. Mekke müşrikleri Müslümanlara son derece kötü davranmışlar, târihte eşine az rastlanan işkence ve hakarette bulunmuşlardı. Bunlar Medinelilerle birleşip, kuvvetlendikten sonra kendilerinden öç alabilirlerdi. Durumun ciddiliğini anlayan Kureyş müşrikleri, Mekke'de yapayalnız kalan Peygamber Efendimize ne yapmak gerektiğini kararlaştırmak üzere Dâru'n-nedve'de toplandılar. Müslümanlık tehlikesinin önlenmesiyle ilgili çeşitli fikirler ileri sürdüler. Ebû Cehil:

— Kureyş'in bütün kollarından birer temsilci seçelim. Bunlar aynı anda hücûm edip Muhammed (s.a.s.)'i bir hamlede öldürsünler. Kimin vurduğu, kimin darbesiyle öldüğü belli olmasın. Böylece kanı bütün Kureyş kabîlesine dağılsın, Hâşimîler bütün Kureyş kollarına karşı çıkamayacaklarından kan davasına kalkışamazlar. Çâresiz diyete (kan bedeline) râzı olurlar. Bu iş böylece kapanır... dedi. Ebû Cehil'in teklifi ittifakla kabûl edildi. Diğer teklifler beğenilmedi. Hemen Kureyş kollarında 40 yeminli kişi seçip toplantıyı bitirdiler.

Peygamberimizin Evinin Müşrikler tarafından Kuşatılması

Müşriklerin bu korkunç plânını Cebrâil (a.s.) Peygamber Efendimize haber verdi. "Bu gece, her zaman yatmakta olduğun yatağında yatmayacaksın, evini terkedeceksin..." dedi. Böylece Peygamberimize de hicret için izin verildi. Peygamberimiz Hz. Ali'yi çağırdı.

"Ben Medine'ye gidiyorum. Sen bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni yatıyor sansınlar, onlara bir şey sezdirme. Sabahleyin şu emânetleri sâhiplerine ver. Ondan sonra sen de hemen gel" dedi.

Ortalık kararınca, Kureyş'in seçme cânileri evin etrâfını sardılar. Sabahleyin evinden çıkarken hep birden saldırıp öldüreceklerdi. Hz. Ali, Rasûlullah (s.a.s.)'in yatağına yattı. Hz. Peygamber (s.a.s.) eline bir avuç kum alıp, evini çeviren müşriklerin üzerine saçtı. Saçılan kum taneleri cânilerden herbirine isâbet etmiş, hepsi de derin bir uykuya dalmışlardı. Rasûlullah (s.a.s.) "Yâ-Sîn Sûresi"nin başından:

"Biz onların önlerine ve arkalarına birer sed çektik, böylece gözlerini perdeledik. Onlar artık elbette görmezler" anlamındaki 9. âyetine kadar olan kısmı okuyarak, aralarından geçip gitti. Müşrikler Hz. Muhammed (s.a.s.)'in yatağında yattığını sanıyorlardı. Sabahleyin, yatakta yatanın Ali olduğunu görünce, donakaldılar, ne yapacaklarını şaşırdılar; hiddetlerinden çıldıracak hâle geldiler. Hemen her tarafı aramağa koyuldular. Mekke'yi alt üst ettiler. Fakat Hz. Peygamber yoktu.

Muhammed (s.a.s.)'i bulana 100 deve verilecek, diye ilân ettiler. Bu haber duyulunca, ne kadar mâceracı, cânî, katil varsa, hepsi etrâfa yayıldı. Mekke'de ve Mekke dışında, harıl harıl Hz. Peygamber (s.a.s.)'i arıyorlardı.

Rasûlullah (s.a.s.), gece evinden ayrıldıktan sonra Kâbe'yi tavâf etti. "Ey Mekke, sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve bana en sevimli yerisin; eğer çıkmak zorunda bırakılmasaydım, senden ayrılmazdım", dedi. Ertesi gün öğle sıcağında Hz. Ebû Bekir'in evine vardı. Allah'ın emri ile berâber hicret edeceklerini bildirdi. Hz. Ebû Bekir, sevinç göz yaşları ile 4 aydır dışarıya bırakmayıp, ağaç yaprakları ile beslemekte olduğu iki cins devesini işâret ederek: Dilediğini seç, Yâ Rasûlallah, dedi.

 

Mağarada Gizlenmesi

Gece olunca, her ikisi evin arka penceresinden çıktılar. Ayakkabılarını çıkarıp, ayaklarının uçlarına basarak ıssız yollardan Mekke'nin güneyine doğru ilerlediler. 1.5 saat (3 mil) mesafede Sevr Dağı'nın tepesindeki mağaraya vardılar. Kureyş’in araması bitinceye kadar, (perşembeyi cumaya bağlayan geceden pazar gününe kadar) üç gün bu mağarada gizlendiler.

Ebû Bekir'in oğlu Abdullah, geceleri mağaraya gelip Mekke'de olup biteni anlatıyor, ortalık ağarmadan gene Mekke'ye dönüyordu. Kölesi Âmr b. Füheyre de koyunlarını otlatırken akşamları Sevr dağına götürüp onlara süt veriyordu.

Peygamber Efendimizi ve Ebû Bekir'i arayanlar, iz sürerek, nihâyet Sevr'deki mağaranın ağzına kadar geldiler. Ayak sesleri ve konuşmaları içeriden duyuluyordu. Hz. Ebû Bekir, başını kaldırdığı zaman onların ayaklarını görmüş ve heyecanla:

-"Yâ Rasûlallah, eğilip baksalar, bizi görecekler, demişti, bunun üzerine Peygamber Efendimiz:

-"Korkma, Allah'ın yardımı bizimledir buyurdu.

Tâkipçiler Sevr dağı'na henüz çıkmadan, bir örümcek mağaranın ağzına ağ örmüş, bir çift beyaz güvercin yuva yapıp yumurtlamıştı. Bu durumda Kureyşliler mağaranın içine bakmanın ahmaklık olacağını düşünerek bırakıp gittiler.

Peygamberimizin yola çıktığı Medine'de duyulmuştu. Bu yüzden Medineliler, onu karşılamak üzere her sabah şehir dışına çıkıp bekliyorlardı. 12 Rabiulevvel /23 Eylül 622 Pazartesi günü yine öğleye kadar beklemişler, sıcak bastırınca ümitlerini kesip dönmüşlerdi. Bu esnâda bir iş için evinin yüksek kulesinden etrafı seyreden bir Yahûdî, beyazlar giyinmiş bir kafilenin uzaktan gelmekte olduğunu gördü ve yüksek sesle:

İşte günlerdir yolunu beklediğiniz devletli geliyor, diye haykırdı.

Medine’ye Varış

Hz. Peygamber (s.a.s.) Kuba'da

Medineliler derhal silahlanarak, bir bayram sevinci içinde yollara döküldüler. Peygamberimizi Medine'ye bir saat uzaklıkta Kuba Köyünde karşıladılar. Peygamberimiz Kuba’da bir mescit yaptı ve burada namaz kıldı.

İlk Cuma Namazı ve İlk Hutbe

14 gün sonra, bir cuma günü Hz. Peygamber Efendimiz devesine bindi. Karşılamağa gelenlerle muhteşem bir alay içinde Medine'ye hareket etti. Yolda "Sâlim b. Avf oğulları"na âit "Rânûnâ Vâdisi"nde öğle vakti oldu. Rasûlullah (s.a.s.) burada arka arkaya iki hutbe okuyarak ilk Cuma Namazını kıldırdı.

Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medine'de Karşılanışı

Cuma namazından sonra Peygamberimiz Medine'ye hareket etti. Medine, târihinin en önemli gününü yaşıyordu. Halk bayram sevinci içinde, Kuba'dan itibâren yolu iki taraflı doldurmuştu. Kadınlar şiirler söylüyor, çocuklar "Allah’ın elçisi geldi" diye bağrışıyor, küçük kızlar def çalarak şenlik yapıyorlardı. Medine halkı, Peygamberimizin gelişinden duyduğu sevinci, hiç bir şeyden duymamıştı.

Hicretin İslam Tarihindeki Önemi

Hicret, Müslümanları müşriklerin zulüm ve baskılarından kurtarmış, İslâm'a yayılma imkânı sağlamış, böylece İslâm inkılâbının başlangıcı olmuştur. Bu itibârla olaydan 17 yıl sonra, Hz. Ömer'in hilâfeti esnâsında Hz. Peygamber (s.a.s.)'in hicret ettiği yılın 1 Muharrem'i olan 16 Temmuz 622 tarihi, Hicrî-Kamerî Takvim için "takvim başı" olarak kabûl edilmiştir.

Rasûlullah (s.a.s.)'in hicreti Peygamberliğin 13'üncü yılında, 12 Rebiulevvel / 23 Eylül 622'de olmuştur. Bu tarih aynı zamanda Peygamber Efendimizin 53'üncü doğum yıldönümüdür.

KAYNAK: http://dinibil.com/default.asp?L=TR&mid=1015

 

Hicret’ten sekiz ay sonra Hz. Ömer’in kızı olan Hz. Ayşe validemiz ile evlendi.

Altı yüz yirmi dört yılında oruç ve zekât farz kılındı. Aynı yıl Bedr Savaşı’na katıldı.

Altı yüz yirmi beş yılında Uhut Savaşı’na katıldı. Bu savaşta mübarek dişleri kırıldı. Altı yüz yirmi yedi yılında ise Hendek Savaşı’na katıldı.

Altı yüz yirmi sekiz yılında Mekkeliler ile Hudeybiye Barışı’nı imzaladı. Önemli merkezlere gönderdiği elçilere verdiği mektuplar ile halkı İslam’a davet etti. Aynı yıl bir Yahudi şehri olan Hayber fethedildi.

Altı yüz yirmi dokuz yılında Kâbe’yi ziyaret etti. Böylece bir yıl önce müşrikler tarafından engellenen umreyi eda ettiler.

Altı yüz otuz yılında Mekke’yi fethetti. Huneyn Savaşı’na katıldı.

Altı yüz otuz iki yılında oğlu İbrahim öldü. Veda Hacc’ını yaptılar. Bu hacda yaklaşık yüz yirmi bin kişiye “Veda Hutbesi’ni” okudular. Aynı yılın sekiz Haziran günü vefat ettiler.

Mübarek kabirleri Medine’de altı yüz yirmi iki yılında yapılan ve ilk cami olan Mescid-i Nebevi’nin içindeki yeşil kubbenin altındadır. Mübarek kabirlerinin bulunduğu yere “Ravza-i Mutahhara” denir.

Bu haber 405 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

İSLÂMİ BİLGİLER

ŞEYTANIN ALLAH(C.C.)DEN ON TALEBİ

ŞEYTANIN ALLAH(C.C.)DEN ON TALEBİ Bilindiği gibi ŞEYTAN, önce bir MELEK idi. Yüce Allah (c.c.)’ın Meleklere buyurduğu Hz. Adem(a.s.)&#8...

FETİH NEDİR? MEKKENİN FETHİ

FETİH NEDİR? MEKKENİN FETHİ MEKKENİN FETHİ (11 Ocak 630'da) (Hicri 20 Ramazan 8) Miladi takvime göre 1 Ocak tarihi Mekkenin fetih yıl dö...

Editör'ün Seçtikleri

HABER ARA


Gelişmiş Arama

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

NARDUGAN'INIZ KUTLU OLSUN...30 Aralık 2012

ANKET

Derneğimizin web sitesi çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?





Tüm Anketler

Sitemizde belirtilen görüşler sadece yazarları bağlar. Sunulan görüşler yetkililerce onaylanmadığı sürece kurumsal görüşümüzü yansıtmaz.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi