www.gomurgen.org

ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
ATASÖZLERİMİZ

ATASÖZLERİMİZ

Tarih 16 A?ustos 2011, 01:54 Editör Ahmet Karaaslan

Gömürgenden derlediğim
ATASÖZLERİMİZ

ATASÖZÜ NEDİR? ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

TANIMI: Atalarımızın uzun denemelere dayanan yargılarını, tecrübelerini, bilgece düşünce ya da öğüt olarak ifade eden ve kalıplaşmış biçimleri bulunan kamuca benimsenmiş özlü sözlerdir.

Derlemiş olduğumuz atasözlerinin tamamı GÖMÜRGEN'E HAS DEĞİLDİR. Bütün bunlar anonim olup, hemen her yörede bilinen ve değer verilen sözlerdir. Ama içlerinden bazıları var ki, sadece GÖMÜRGEN'E has olanlardır.

ATASÖZLERİMİZ

 

Abdalın dostluğu köy görünene gadardır.

Abdalın garnı doyunca gözü yolda olur

Aceleci it, kör enik gunnar.

Acemi nalbant, gendini kürt eşeğinde sınar.

Acın goynunda ekmek bulunmaz.

Aç ayı oynâmaz.

Aç tavuh, düşünde gendini buğday ambarında görür.

Adam, adamdan gorhmaz; utanır.

Adamdan adama farh vardır.

Ag goyunun gara guzusu da olur.

Ağacın gurdu içinde olur.

Ağaç yaşken bükülür.

Ağaçtan maşa, cingandan paşa olmaz.

Ağalıh vermekle, yiğitlik vurmahla olur.

Ağası yiğit olanın iti de yavuz olur.

Ağıda gelen ağlar, düğüne gelen oynar.

Ağır basınca, yeğni kalhar.

Ağlamayana meme vermezler.

Ağustosta yatan, zemheride büvelek dutar.

Ahılsız başın cezasını, sefil dabanlar çeker.

Ahla gelmeyen başa gelir.

Ahmak iti, yol gocatır.

Ahşamın hayrından, sabahın şerri iyidir.

Alacahla, verecek ödenmez.

Alan ile satan bilir, güzel ile yatan bilir.

Alçah eşeğe kim olsa biner.

Alet işler, el öğünür.

Alıcı guşun ömrü az olur.

Allah gümüş gapıyı gaparsa, altın gapıyı açar.

Allah, uçmayan guşa alçacıh dal yaradır.

Alma mazlumun ahını, çıhar aheste aheste.

Altın gapının, ağaç gapıya dileği düşer.

Altın, yere düşmeyinen pul olmaz; demir dağlar bir gitmekle yol olmaz.

Ana bahtı gızına.

Ana, derdine yana; baba, sarığı gaba.

Anası ne ki, danası ne olsun?

Anasına bah gızını al, kenarına bah bezini al.

Arap, Allah’tan gorhmaz; Türkmen’den gorhar.

Arga su gelene gadar, gurbağanın gözü pörtler.

Arhazın dilinden ancah sahibi annar.

Arıh ata guyruğu da yüktür.

Arıh öküze bıçah olmaz.

Arife, tarif ne hacet.

Armudun iyisini ayı yer.

Aslan, yattığı yerden belli olur.

Aş, daşınca çömçeye baha biçilmez.

Aşıh her zaman çik gelmez.

Aşure yemeye giden, gaşığını belinde götürür.

At beslenirken, gız isdenirken elden çıharmalı.

At ile avradın beli berk olmalı.

At ölünce, itlerin bayramı olur.

At yedi günde, it yediği günde belli eder.

Ateş olmayan yerden duman çıhmaz.

Ateş, düştüğü yeri yahar.

Atım depmez, itim gapmaz deme.

Atın ürkeği, insanın gorhağı çoh yaşar.

Atının guyruğunu el içinde kesme. Kimi “uzun”kimi “gısa”der.

Atınki arpa, yiğidinki pilav.

Avradı eri sahlar, peyniri deri sahlar.

Avradım güzel olsun diyosan donat, evim güzel olsun diyosan boyat.

Ay’ı görenin, yıldıza minneti mi olur?

Ayağını yorganına göre uzat.

Ayıplı bazar, dosluğu bozar.

Ayrandan aşağı gatıh olmaz.

Az tamah, çoh ziyan verir.

Az veren maldan, çoh veren candan verir.

Azrail ile gardaş olsan gaç sene yaşayacahsın!

Azrail ile gardaş olsan gaç sene yaşayacaksın!

Baba malı tez tükenir, evlat gerek gazana.

Baba oğula bir bağı bağışlamış da, oğul babaya bir çirtim üzümü vermemiş.

Bahan göze yasah olmaz.

Bahar güneşinde gelinim, güz güneşinde gızım yansın

Baharsan bağ olur, bahmazsan dağ olur.

Bahşiş atın dişine bahılmaz.

Bal dutan, bannağını yalar.

Bal olan yerde sinek de olur.

Balıh başdan kohar.

Basgısız gamgıyı yel alır.

Başa gelen çekilir.

Bayram etiyle it mi tavlanır?

Bekâra, garı boşamah golay gelir.

Ben eşşek olduhdan sona, kürtün vuran çoh olur.

Besle gargayı oysun gözünü.

Besle gargayı, oysun gözünü.

Besledik, yetirdik danayı; tanımaz oldu anayı.

Beş parmağın beşi de bir olmaz.

Bey aşı borç, düğün aşı ödünç olur.

Bey buyruğu, fahıra gan ağlatır.

Bıçah, sapını kesmez.

Bir ağaçtan ohluh da çıhar, bohluh da.

Bir cıplağı, on aşgıya soyamaz.

Bir deliği olan sıçan, golay dutulur.

Bir elin nesi var? İki elin sesi var.

Bir goltuhta iki garpuz daşınmaz.

Bir goyundan, iki post çıhmaz.

Bir guş, bir çalıya siner (sığınır).

Bir herif (goca), yedi evlada bedeldir.

Bir inat, bin muratdır.

Bir musibet, bin nasihatten iyidir.

Bir tutam ot, deveyi yardan atar.

Biri yer, biri bahar; gıyamet ondan gopar.

Borcun iyisi vermek, derdin iyisi ölmek.

Borcun yohsa kefil ol, işin yohsa şahit ol.

Borç ödemekle, yol yürümekle tükenir.

Borçsuz çoban, yohsul bağden iyidir.

Boş çuval, dik durmaz.

Boş lâf, garın doyurmaz.

Boş torba ile at dutulmaz.

Boydan kesat, içten fesat.

Boyu gavah, ahlı savah.

Böyük balıh, güçcük balığı yutar.

Böyük başın derdi de böyük olur.

Bugünün işini yarına goyma.

Buğdayım var deme ambara girmeyince, hayırlı evlâdım var deme yohsulluk görmeyince.

Bulut gidiyo Şam’a davarı dıhın (çekin) dama, bulut gidiyo Urum’a davarı çek örüme.

Bükemediğin bileği öp de alnına goy.

Bülbülü altın gafese goymuşlar da “ah vatan!” demiş.

Cahil ile sohbet etme küstürür, cam gırığıyla taharetlenme kestirir.

Can boğazdan gelir.

Can çıhmayınca, huy çıhmaz.

Cana gelecek, mala gelsin.

Canı acıyan eşşek, atdan hızlı gaçar.

Cins horoz, yumurtada öter.

Çabalayan, çifte gider.

Çala çala bir havaya döner.

Çalış gazan da dosta muhtaç olma, ölürsen düşmanın yesin.

Çam ağacından ağıl, el oğlundan oğul olmaz.

Çarığa bahma, yürüyene bah.

Çarşı iti ev beklemez.

Çatal gazıh yere geçmez.

Çenginin ölüsü, çalgıyla galhar.

Çerçi, yükünde olanı satar.

Çıhacah gan, damarda durmaz.

Çift ilen goyun, geri yanı oyun.

Çiğnemeden yutulmaz.

Çingenenin evinde yoğurt ekşimez.

Çoban iti ne yer, ne yedirir.

Çobanın gönü olursa, tekeden süt sağar.

Çobansız goyunu gurt  yer.

Çocuhdan al haberi.

Çoh söyleme arsız olur, aç goyma hırhız olur.

Çul içinde aslan yatar.

Dağ başından duman, yiğit başından güman esik olmaz.

Dağ, dağ üstüne olur da; ev ev üstüne olmaz.

Daş yerinde ağırdır.

Daşıma su ile değirmen dönmez.

Datlı datlı yemenin, acı acı çıharması olur.

Datlı dil, yılanı deliğinden çıharır.

Datsız aşa duz neylesin, ahılsız başa söz neylesin?

Davasını bilmeyenin şahitliğini yapma.

Davetsiz gelen, döşşeksiz oturur.

Davul, dengi dengine çalar.

Davulun sesi uzahdan hoş gelir.

Dayza, ana yarısıdır.

Dayzanın (teyze) da..ğı olsaydı; dayın olurdu.

Değirmene gelen nöbet bekler.

Deh demeden yürüyen at, buyurmadan dutan evlat, çağırmadan kalgan avrat... işte orda olur devlet.

Dek durana depik değmez.

Delikli boncuh yerde galmaz.

Deliye her gün bayram.

Demir tavında dövülür.

Denize düşen yılana sarılır.

Dereyi geçerken at değiştirilmez.

Dereyi görmeden, paçayı sıvama.

Destiyi gıran da bir, suyu getiren de bir.

Deveci ile görüşen, gapısını böyük açar.

Deveye bindikden sonra çalı arhasına sahlanılmaz.

Devlet, adama ayağı ile gelmez.

Devletin malı deniz, yemeyen domuz.

Dırnağın var ise başını gaşı.

Dibi görünmeyen suya girme.

Dilenciye borçlu olma, ya düğünde ister ya bayramda.

Dinsizin hakgından imânsız gelir.

Doğmadık çocuğa don biçilmez.

Doğru söyleyeni, dohuz köyden govarlar.

Doğuran avrat, AZRAİL’İ yenmiş.

Doh ağırlaması güçtür.

Doh, acın hâlinden ne annar?

Domuzdan tohlu doğmaz.

Don, adamı dohuz gösterir.

Dost acı söyler, yüzüne söyler.

Dost, gara günde belli olur.

Dostluh başga, alış-veriş başgadır.

Dostuna çayır çimen, düşmanına çadır göster.

Dostunu yolculuhda gör.

Dökülen su, gabını doldurmaz.

Dört paralıh adamın, skiız paralık keyfi olur.

Dövüş başga, güleş başgadır.

Duvarı nem, insanı gam çürüdür.

Düğün aşıyla dost ağırlanmaz.

Düğün-bayram el ile, harman savurmah yel ile.

Düğünsüz ev olur, ölümsüz ev olmaz.

Dünya malı, dünyada galır.

Dünya ölümlü, gün ahşamlı.

Düş, uyhudan sona olur.

Düşenin dostu olmaz.

Düşman, aşağılanırsa başa çıhar.

Düşman, eteğinin altından çıhar.

Düşmanımın düşmanı, dosdum olur.

Düşmez, kalhmaz bir Allah'tır (CC)

Düt demeye dudah gerek.

Düven öküzünün ağzı bağlanmaz.

Ecel geldi cihana, baş ağrısı mahana. (bahane)

Eceli gelen geçi, çobanın ekmeğini yer.

Eceli gelen it, cami duvarına işer.

Eğriyim neden gorharım, doğruyum neden gorharım.

Ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını.

Eken biçer, gonan göçer.

Ekin sapta, dene harmanda belli olur.

Ekmeğin büyüğü, hamurun çoğundan olur.

Ekmeğini gendi yiyen, yükünü gendi galdırır.

El atına binen, tez iner.

El eli, ile yılan dutulur.

El ile gelen düğün, bayram.

El öpmekle ağız pis olmaz.

El yumruğunu yemeyen, gendi yumruğunu değirmen daşı sanır.

El, elden üstündür.

El, eli yur; el de döner yüzü yur.

El, elin nesine; gülerek gider yasına.

El, elin yitiğini türküyle arar.

Eldeki yara, yarasıza duvar deliği.

Elden galan, elli gün galır.

Elden gelen öğün olmaz, o da vahdınde bulunmaz.

Eli boşa “ağa uyur”, eli doluya “ağa buyur” derler.

Elin iyisi, itin dayısı olmaz.

Eliyle eden, boynuyla çeker.

Emanet eşşeğin, yuları gevşek olur.

Emanetin gözü yerde olur.

Er ekme don alır, geç galma yer gurur.

Er evlenen döl alır, erken kalhan yol alır.

Ergen gözüyle gız alma, gece gözüyle bez alma.

Erim er olsun da, yerim çalı dibi olsun.

Erinenin oğlu, gızı olmazmış.

Esirgenen göze çöp batar.

Eskisi olmayanın yenisi olmaz.

Eşekten doğma gatır; ne hâl annar, ne hatır.

Eşiğin dışı, gurbettir.

Eşşeğe gücü yetmeyen semerini döver.

Eşşeği dama çıharan gendisi indirir.

Eşşeği süren, osuruğuna gatlanır.

Eşşeği yoldan çıharan, sıpanın oynâmasıdır.

Eşşeğin ürkeği insanın gorhağı çoh yaşar.

Eşşek baş olunca, encam hayır olmaz.

Eşşek dağda ölse, zararı eve gelir.

Eşşek hoşafdan ne annar; suyunu içer, tanesini gor.

Eşşek, eşeği ödünç gaşır.

Eşşekten doğma gatır; ne hâl anlar, ne hatır.

Et ganlı, yiğit canlı gerektir.

Et giren yere, dert girmez.

Et yiyenin, eti yenmez.

Et, dırnahdan ayrılmaz.

Et, ne gadar arıh olsa da ekmek üstüne yahışır.

Etin çiği et getirir, hamurun çiği dert getirir.

Etle dırnah arasına girilmez.

Ettiğin hayır, ürküttüğü gurbağayı değmez.

Ev danası boğa olmaz.

Evi ev eden avrat, evi şen eden evlat.

Evin olmuş, avın olmamış neye yarar!

Evladın var mı, derdin var.

Evlenenle ev yapana ALLAH yardım eder.

Fazla mal, göz çıharmaz.

Fuharadan sahın gaç; devletliye dohun geç.

Fuharanın ahı, gahreder şahı.

Fuharanın tavuğu tek tek yumurtlar.

G.t yaşarmayınca balıh dutulmaz.

Gabahat öldürende değil, ölendedir.

Gabın varsa galaydan, gızın varsa halaydan goma.

Gadın döşşekde, çocuk beşikte sevilir.

Gafil çobana, dağ-daş gurt  kesilir.

Galaylı bahır, küflenmez.

Galın incelenene gadar, incenin canı çıhar.

Galmış gağnıyı goca öküzler çeker.

Gambersiz düğün olmaz.

Gancıh yalanmayınca, it dolanmaz.

Ganı ganla yumazlar, ganı suyla yurlar.

Gannı doh it, gölgede yatar.

Gapalı ağza sinek gaçmaz.

Gara haber tez duyulur.

Garamanın goyunu, sonra çıhar oyunu.

Garga boh yemeden duramaz.

Garıncanın ölümü gelince ganatlanır.

Garını gaynına, parayı goynuna emanet et.

Garısının gırığını gocası, bacısının gırığını gardaşı getirir.

Gavun, garpuz yata yata büyür.

Gaz gelen yerden tavuk esirgenmez.

Gece gözü, kör gözü.

Geçi geberse de guyruğunu dik dutar.

Geçinemeyen evlat, babasının gününü meteder.

Geçinin çıhdığı yere oğlağı da çıhar.

Gendinden böyük öküz ile vuruşma ki, boynuzu g.tüne girer.

Gılavuzu garga olanın burnu bohdan gurtulmaz.

Gıldan onsa geçi onardı.

Gılıç gınını kesmez.

Gıratın yanında duran, ya huyundan ya da suyundan gapar.

Gısmetin iyisi yere düşer.

Gısmetse gelir Hint’ten, Yemen’ den; gısmet değilse ne gelir elden?

Gısmetsiz it, gurbanda sılaya gider.

Gış düşü, boş düşü.

Gız ver hasım ol, it ver hısım ol.

Gızını dövmeyen, dizini döver.

Gızını gönlüne bırakırsan; ya davulcuya, ya da zurnacıya varır.

Gişi, ektiğini biçer.

Gomşu, gomşunun külüne muhtaçtır.

Gomşunun bocuğunu çalan, gece dahar.

Gomşunun gızını almah, galaylı tastan su içmek gibidir.

Gomşunun iti, gomşuya ürmez.

Gomşunun tavuğu gomşuya gaz, avradı da gız görünür.

Gorh ALLAH’TAN gorhmayandan.

Gorhu dağları bekletir.

Gorhunun ecele faydası olmaz.

Goyunun bulunmadığı yerde geçiye “Hacı Abdurrahman Çelebi”denir.

Gönül kimi severse, güzel odur.

Görünen dağın uzağı olmaz.

Görünen köy, gılavuz istemez.

Gözü denede olan guşun, ayağı duzahdan gurtulmaz.

Gurbağa, “vararah vararah” demiş.

Gurt  puslu havayı sever.

Gurt , ininin üstünden goyun yemez.

Guru gayret, çarıh eskitir.

Guşa süt nasip olsa, anasından olurdu.

Guşu, guşla avlarlar.

Güç gelince, hah (hak) gapıdan çıhar.

Gün geçer, kin geçmez.

Gün varken davarını eve götür.

Güneşte yarık yoh, beyde caymak yoh.

Güzel bürünür, çirkin görünür.

Güzellik ondur, dohuzu dondur.

HAKK  deyince, ahan sular durur.

Harman sürmek, geçinin işi değildir.

Harmana giren terler.

Harmanda dirgen yiyen sıpa, yılına gadar acısını unutmaz.

Hastaya gar sorulmaz.

Haydan gelen huya gider, çaydan gelen suya gider.

Hayvan yularından, insan ikrarından dutulur.

Hazıra dağ mı dayanır?

Her deliğe elini sohma; kiminden yılan kiminden çıyan çıhar.

Her goyun gendi bacağından asılır.

Her guşun eti yenmez.

Her horoz gendi küllüğünde öter.

Her yerde okka dört yüz dirhemdir.

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.

Her yohuşun bir inişi olur.

Herkeş (herkes) gaşıh yapar ama, sapını çıgaramaz

Herkeş (herkes) sagız çiğner ama, çingene gızı dadını çıharır.

Herkeşin (herkesin) gülü gendine kohar.

Hesabını bilmeyenin goyununu gütme.

Hırhıza kilit olmaz.

Hırhıza, beylerin de borcu vardır.

Hızlı giden atın bohu seyrek düşer.

Hızlı sağanak tez geçer.

Horoz ölür, gözü çöplükte galır.

Horozu çoh olan evin, sabahı geç olur.

Irmah kenarına oluh (çeşme) yapılmaz.

Irmahdan geçerken at değiştirilmez.

Isıracah it, dişini göstermez.

Ismarlama, sorma.

Issız eve it buyruk.

İğneyi gendine çuvaldızı başgasına batır.

İki emini, bir yemin yaralar.

İki gönül bir olunca, samanlıh seyran olur.

İmam osurursa, cemaat s.....

İnek buzağılarken, öküzün g... çıhar.

İnek gibi süt vermeyen, öküz gibi çift sürer.

İnsan beşer, şaşar.

İnsanın alacası içinde, hayvanın alacası dışındadır.

İnsanın datlısı gayın, hayvanın datlısı goyun.

İnsanoğlu çiğ süt emmiş.

İp gırıldığı yerden ulanır.

İreçper (rençber) gırh yılda, tüccar gırh günde.

İsle yatan isli, pisle yatan pisli kokar.

İsteyenin bir yüzü gara, vermeyenin iki yüzü gara.

İş de sabhınan (sabahleyin), aş da sabahınan.

İş olacağına varır.

İşleyen demir paslanmaz.

İşten artmaz, dişten artar.

İt bile yal yediği gaba pislemez.

İt gağnı gölgesinde yürürken, onu gendi gölgesi sanır.

İt giderse, bohu da gider.

İt ürür, kervan yürür.

İt, yal yediği gapıyı bilir.

İte dalanmahdansa çalıyı dolanmah daha iyidir.

İte gem vurma ki, gendini at sanır.

İti öldürene sürütürler.

İtin adını an, değneği yanına al.

İtin gulağını kesmezsen, gendini enik sanır.

İtin osurmasıyla deniz bulanmaz.

İtin ürmesiyle, çerçi eşeğini atıp gaçmaz.

İyi adam, sözünün üstüne gelir.

İyi evlat babayı vezir, kötü evlat rezil eder.

İyi olacah hastanın ayağına dohdor gelir.

İyiliğe iyilik her gişinin hakgı, kötülüğe iyilik er gişinin hakgı.

İyiliğe iyilik olsaydı boz öküze bıçah olmazdı.

İyilik yap denize at, balıh bilmezse; HALİK (Hâlık) bilir.

Kar gandırmaz (susuzluk gidermez), kavurga karın doyurmaz.

Kedi yetişemediği ciğere “mundar” der.

Kedinin boynuna ciğer asılmaz.

Kenefe daş atma, üstüne sıçrar.

Keskin sirke küpüne zarar verir.

Keskin yel gün batanaca, arsız avrat el yatanaca.

Keyfeni, yemeğin buharından doyar.

Kimse kimsenin gısmetini yiyemez.

Kimsesiz guşun yuvasını ALLAH yapar.

Köpeksiz köyde eli değnekli gezilmez.

Köpeksiz sürüye gurt  dalar.

Kör bıçah ele yavuz, kötü avrat dile yavuz.

Kötü gomşu, insanı hacet sahibi eder.

Köylü bohundan tezek olmaz.

Köylü, “misafir almam” demez; “gonacak gonak yohdur” der.

Kürt, ne anlar sazdan, kemandan! Ona bahset ottan, samandan.

Lâf lâfı açar.

Lâfla peynir gemisi yürümez.

Lâyık olmayan başa daş değmez.

Leyleğin ömrü laklakla geçer.

Lokma bile çiğnemeden yutulmaz.

Mal bulunur, can bulunmaz.

Malı ongun olanın adı angın olur.

Malın iyisi suya yaHın, en iyisi eve yaHın.

Mart gapıdan bahdırır, gazma, kürek yahdırır.

Mart gönlü, dul avrat gönlü

Mart martladır, tavuh yumurtlatır.

Merhametten maraz doğar.

Meyveli ağacı daşlarlar.

Mızrah çuvala sığmaz.

Minareyi çalan, gılıfını hazırlar.

Misafir, gısmeti ile gelir.

Misafir, umduğunu değil; bulduğunu yer.

Mühür kimde, “Süleyman” o dur.

Ne dağda bağım var, ne tiki ile davam.

Ne doğrarsan aşına, o çıhar garşına.

Ne ekersen onu biçersin.

Ne gadar emek, o gadar yemek.

Ne verirsen elinle, o gider seninle.

Nerede birlik, orada dirlik.

Nerede çohluk, orada bohluk.

Nisan yağar sap olur, mayıs yağar cec olur.

Od düştüğü yeri yahar.

Oduncunun gözü omçada, dilencinin gözü çömçede olur.

Oğlan dayıya, gız bibiye çeker.

Oğlum gelinimi don yurken, damadım gızımı ekmek yaparken görsün

Oğlunu seven hocaya, gızını seven gocaya vermez.

Olan dört bağlar, olmayan dert bağlar.

Olsa ile bulsayı ekmişler de, hiç çıhmış.

Orosbu gendine eş, hırhız gendine yoldaş arar.

Orosbu töbe dutmaz.

Orosbunun mıstırı, ağlar suçunu bastırır.

Orospunun mıstırı, ağlar suçunu bastırır.

Osurgan gancıhdan gurtçu enik doğmaz.

Osuruhlu g... arpa çöreği mahana.

Otu çek, köküne bah.

Ödünç güle güle gider, ağlaya ağlaya gelir.

Öğme ki bey olasın.

Öğsüz hırsızlığa çıhsa, ay ahşamdan doğar.

Öküze boynuzu yük değil.

Öpülecek el, ısırılmaz.

Parası olan çalar düdüğü, buğdayı olan yapar hediği.

Parası olan çalar düdüğü, buğdayı olan yapar hediği.

Parayı veren düdüğü çalar.

Parayı zaptetmek, deliyi zaptetmekten zordur.

Pekmezi küpten, avradı kökten al.

Perşembenin gelişi, çarşambadan bellidir.

Pilav yemeye giden, gaşığını yanında götürür.

Pire itte, bit yiğitte bulunur.

Sabahın gızıllığı ahşama hoş, ahşamın gızıllığı sabaha gış.

Sabanın dutacağına yapışan el aç galmaz.

Sabır sonu selamettir.

Saç sefadan, dırnah cefadan uzar.

Saçı kesikle gitme yola, başına getirir belâ.

Sağılır ineğin buzağısı kesilmez.

Sağır duymaz, yahışdırır.

Sahın aprıl beşinden, camızı ayırır eşinden.

Sahipsiz eşşeği gurt  yer.

Sahla samanı, gelir zamanı.

Samanlıhdaki ite gurşun değmez.

Sana vereyim bir öğüt, gendi ununu gendin üğüt.

Sarı ineği gören de içi dolu yağ sanır.

Sarımsağı gelin etmişler de gırh gün kohusu çıhmamış.

Sarımsah içli-dışlı, soğan yalnız başlı.

Sarımsah içli-dışlı, soğan yalnız başlı.

Sebepsiz guş uçmaz.

Sekmen ayah ayah çıhılır.

Sel ile gelen, yel ile gider.

Sen bir garip abdalsın, gümüş zurna neyine!

Sen dost gazanmaya bah, düşmanı anan doğurur.

Sevişip dostuna, boşanıp gocana varma.

Seyrek gidersen dostuna, kalhar ayak üstüne.

Sıcağa gar mı dayanır?

Sıçdığı boha geri dönüp daş atamaz.

Sinek güçcük ama mide bulandırır.

Sofra muratdır, yemeyen nâmerttir.

Sofrada elini, mecliste dilini dut.

Sohma ahıl, sekiz adım geri gider.

Son pişmanlık fayda vermez.

Sona galan dona galır.

Sonradan görme ile gâvurdan dönmeden gorhulur.

Sora sora Bağdat bulunur.

Söz ağızdan bir kere çıhar.

Söz gümüş ise sükût altındır.

Sözü söyle alana, gulağında galana.

Su aharken destiyi doldurmalı.

Su bulanmazsa durulmaz.

Su destisi, su yolunda gırılır.

Su güçcüğün, sofra böyüğün.

Su uyur, düşman uyumaz.

Su, aha aha yolunu bulur.

Su, başından kesilir.

Suyu döv döv olur mu şeker! Cinsi bozuk, cinsine çeker.

Suyun durgun ahanından, insanın yere bahanından gorhulur.

Sükût ikrardan gelir.

Sürüden ayrılanı gurt gapar.

Süt ile undan, ne olmaz ondan!..

Sütsüz goyun, meleğen olur.

Şaşgın ördek, götünden dalar.

Şeriatın kestiği bannah acımaz.

Şimşek çahmadan göğ gürlemez.

Şiş ateşe sohulunca, suçlu suçunu annar.

Tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü olmaz.

Tarlanın iyisi suya yahın, daha iyisi eve yahın.

Tarlayı goçan değil, kotan zapt eder.

Tavuh giderse, bohu da gider.

Tavuh gitti, bohu bitti.

Tek ganatlı guş uçmaz.

Temelsiz bina tez yıhılır.

Temiz iş altı ayda çıhar.

Terazi var dartı var, her bir şeyin vahdı var.

Terazi var tartı var, her bir şeyin vahdı var.

Tiken, battığı yerden çıharılır.

Tilkinin bazarda işi ne?

Tilkinin dönüp, dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır.

Toprağı işleyen, ekmeği dişler.

Turpun sıhından, seyreği iyidir.

Türk’ün ahlı başına sonadan gelir.

Türkmen’in göçü gide gide düzelir.

Tüy güzelliği hamamdan eve gadar, huy güzelliği Urum’dan Şam’a gadar.

Ucuz etin çorbasını it içer.

Ucuzdur vardır illeti, bahalıdır vardır hikmeti.

Ulu sözü dinlemeyen ulur.

Ulûl emre itaât gerekDir.

Uyuyanın, oturana doHuz osuruH borcu vardır.

Uyuz itte gıllı daşşak ne arar!

Üç göç, bir yangın yerini dutar.

Üçlenmemiş tarlayı eken, olmamış biçer.

Ülüzgâr esmeyince yaprah gımıldamaz.

Ülüzgârlı havanın guytusu, yağmurlu havanın uyhusu.

Ürmesini bileyen it, sürüye gurt  getirir.

Üveye etme özünde bulursun, geline etme gızında bulursun.

Üzüm, üzüme baha baha gararır.

Vahıt, nahıddır.

Vahıtsız öten horuzun başını keserler.

Var evi kerem evi, yoh evi verem evi.

Varını veren, utanmamış.

Varsa pulun, herkeş gulun; yohsa pulun dardır yolun.

Verip de pişman olmahdansa, vermeyip düşman olmah daha iyidir.

Verirsen doyur, vurursan duyur.

Ya bu deveyi güdersin, ya bu deveyi güdersin.

Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin.

Yabancı goyun kenarda yatar.

Yabancı it, yedi mahalleden govulur.

Yağ yiyen it, tüyünden belli olur.

Yağdan undan ne olmaz ondan.

Yağdan undan ne olmaz ondan.

Yağına gıyamayan, çöreğini yoz yer.

Yağmurda düşmanımın goyunu, dostumun atı satılsın.

Yağmurda düşmanımın goyunu, dostumun atı satılsın.

Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.

Yalnız öküz çifte goşulmaz.

Yalnızlıh ALLAH’Â (CC) mahsusdur.

Yaman gomşu, yaman avrat, yaman at; birinden göç, birin boşa, birini sat.

Yanlış hesap Bağdat’dan döner.

Yar yıhıldığı gün tozar.

Yarası olan gocunur.

Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder.

Yastıh değişmeyle talih değişmez.

Yatan ölmez, vadesi yeten ölür.

Yavuz itte yara esik olmaz.

Yazın abanı sırtından goyma da, gışın ister al ister alma.

Yazın gölge hoş, gışın çuval boş.

Yel gayadan ne goparır!

Yel gayadan ne goparır!

Yeler onmaz avcı, aç galır bağcı; hırhız olur değirmenci.

Yemeyenin malını yerler, kötü gişinin avradını döverler.

Yenilen güleşe doymaz.

Yerine düşmeyen gelin, yerine yerine; enine düşmeyen esvap sürüne sürüne esgir.

Yerli gaya, yerinden ığramaz.

Yiğidin sözü, demîrîn kertiği.

Yitik bulununca, emek zâyi olmaz.

Yiyen bilmez, doğrayan bilir.

Yohsulluk, hahsızlıh getirir.

Yol bilen kervana gatılmaz.

Yol daşlıysa tekerin sesine bahılmaz.

Yolunu gaybedene it sesi, bülbül sesinden hoş gelir.

Yoluyla giden yorulmaz.

Yorgun eşşeğin “çüş” canına minnet.

Yumuşak atın çiftesi pektir.

Yurdun otlusundan, gutlusu daha iyidir.

Yuva bozanın yuvası bozulur.

Yuvayı dişi guş yapar.

Yük altındaki eşşek anırmaz.

Yüz verirsen astar ister.

Zenginin malı, fıharanın çenesini yorar.

Zor, oyunu bozar.

Zorla ava giden it, bu gadar avlanır.

Zorla güzellik olmaz.

Zorla sürüye giden it, goyunu gurda yedirir.

Derleyen: Ahmet KARAASLAN

Bu haber 1157 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

GÖMÜRGEN KÜLTÜRÜ (DİL-EDEBİYAT)

DEV GARINLI BİZ BURUNLU

DEV GARINLI BİZ BURUNLU Gömürgen masallarından (Anlatan: Senem KARAASLAN)

AHMET EMMİ

AHMET EMMİ Gömürgenden derlediğim masallardan

YEMEDİM AMMA ETMİŞİM...

YEMEDİM AMMA ETMİŞİM... Gömürgenden derlediğim masallardan

GARABÖCÜK

GARABÖCÜK Gömürgenden derlediğim masallarımızdan

GÖMÜRGENDEN DERLEDİĞİM MASAL VE HİKÂYELERİMİZİN İSİMLERİ VE ÖZETLERİ

GÖMÜRGENDEN DERLEDİĞİM MASAL VE HİKÂYELERİMİZİN İSİMLERİ VE ÖZETLERİ Bunları Allah (C.C.) İzin Verirse En Kısa Zamanda Sırayla Yayımlayacağım.

OT BİTMEDİ

OT BİTMEDİ Koyun, Türkmen'in her şeyidir.

YARALI MAHMUT

YARALI MAHMUT Gömürgenden derlediğimim hikâyelerimizden

BİN GİDELİM EMMİMOĞLU (Gömürgen hikâyelerinden)

BİN GİDELİM EMMİMOĞLU (Gömürgen hikâyelerinden) Gömürgenden derlediğim hikâyelerimizden
NARDUGAN'INIZ KUTLU OLSUN...30 Aral?k 2012

KÖŞE YAZARLARIMIZ

KÖYÜME (Gömürge KÖYÜME (Gömürge
ÖĞRETMENLER GÜNÜ
Ali Çetinkaya Ali Çetinkaya
Dernek Faaliyetleri

ALAPARSLAN TÜRKEŞ KİMDİR?

ALPARSLAN TÜRKEŞ KİMDİR?
Alparslan Türkeş 25 Kasım 1917‘de Lefkoşe’de doğmuştur. Babası Ahmet Hamdi Efendi, annesi Fatımatül Zehra Hanım’dır. Alparslan Türkeş; aslen Kayserilidir. Büyük dedesi Arif Ağa Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşgerli Köyünden Kıbrıs’a göç etmiş ve buraya yerleşmiştir. İlk ve orta eğitimini Lefkoşe’de tamamlamıştır. O yıllarda İngiliz işgal idaresi altında bulunan Kıbrıs’tan ailece Türkiye’ye göç etmişler ve İstanbul’a yerleşmişlerdir.

KULELİ’DEN HARP OKULU’NA

Askerlik mesleğine büyük sevgisi olan Alparslan Türkeş 1933 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girmiş başarı göstererek, 1939 yılında bu liseden mezun olmuş ve Harp Okulu’a geçmiştir.1939‘da Harp Okulu’ndan mezun olarak orduya katılmıştır. Orduda muntazaman terfi etmiş ve harp akademisi imtihanını kazanarak akademiye geçmiştir. Başarılı bir eğitim dönemi sonrasında kurmay subay olarak mezun olmuştur.

EVLİLİKLERİ

1940 yılında Isparta'da Muzaffer Hanım’la evlenirler. Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları dünyaya gelir. Muzaffer Hanım 1974 yılında vefat eder. Alparslan Türkeş 1976 yılında Sevâl Hanım'la ikinci evliliğini yapar. Bu evlilikten Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu olmuştur.

1944 MİLLİYETÇİLİK OLAYI

3 Mayıs1944... Ankara'da bir yürüyüş vardır. Türk Milletinin ve Devletinin bekası fikrine sahip aydınlar ve onların izindeki gençler, basın ve üniversite kadrolarına sızan ve kendilerini cumhuriyetin gerçek sahibi diye gösteren dönme-devşirme ittifakının oyunlarına karşı ideolojik tavrını koyar.

Yürüyüşten sonra bir grup milliyetçi aydın tutuklanır. CHP faşizminin açtığı Türkçülük-Turancılık Davası başlar. Milliyetçiler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar. Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş de bu aydınlar arasındadır.

20 Ekim 1944'te kendisini "vatan hainliği" suçlamasıyla sorgulayan Savcı’ya "Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği suçu isnat edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde her şeyden çok milletimi ve vatanımı severim" cevabını verir. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve mahkeme süresince bir yıl hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen ceza daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2 numaralı mahkemede beraat eder.

YURTDIŞI GÖREVLERİ

1948 yılında Genel Kurmay tarafından açılan imtihanları kazanmış ve bütün eğitim dönemindeki başarılarıda gözönüne alınarak Amerika’ya tahsile gönderilmiştir. Amerika’da piyade okulu ve Amerikan Harp Akademi’sinde tahsil görmüş buralardan da iyi dereceler ile mezun olmuştur. 1955‘de kurmay binbaşı olan Alparslan Türkeş (Amerika’da) Washıngton’da bulunan daimi gurup nezninde Türk Genelkurmayı’nın Temsil Heyeti üyeliğine tayin edilmiştir. 1957 yılının sonuna kadar vazifesini sürdürmüştür. Bu süre içerisinde Üniversity of America (Amerika Üniversitesi)‘ya devam etmiş, International Economics tahsili görmüştür. Daha sonra yurda dönen Alparslan Türkeş, 1959‘da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderilmiş, bu okulu da başarı ile bitirmiştir. İyi derecede Fransızca ve İngilizce bilen Alparslan Türkeş, 27 Mayıs 1960 yılına kadar Avrupa’da muhtelif Nato toplantılarında ve askeri mevzularda Türk Genel Kurmay Başkanlığı’nın temsilcisi olarak bulunmuştur.

27 MAYIS 1960 DARBESİ

27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinin önde gelen simalarından olan Alparslan Türkeş, bu hareketi partilerüstü ve milli birliği sağlayacak bir reform hareketi olarak düşünmüştür. Müdahaleden sonra Milli Birlik Komitesi üyesi olarak, Başbakanlık Müsteşarlığı yapmıştır. Görevde bulunduğu 27 Mayıs 1960-25 Eylül 1960 tarihleri arasında, ülke ve kültür bütünlüğü kanun tasarısını ve Devlet Planlama Teşkilatı kanun tasarısını kanunlaştırmıştır.
CHP’li bazı politikacıların Milli Birlik Komitesi üyelerine yapmış oldukları bazı telkinler ile 13 Kasım 1960 tarihinde 13 arkadaşı ile Mili Birlik Komitesi’nden çıkarılmış ve Mürtet Hava Üssünde hapsedilmiş, daha sonra da, CHP’lilerin rahat hareket etmeleri için 19 Kasım 1960‘ta Türkiye’den, hükümet müşaviri görevi ile Hindistan Yeni Delhi’ye mecburi ikametgâh olarak gönderilmiştir.
Alparslan Türkeş Hindistan’da iken hükümet yöneticilerine mektuplarla sürekli ikazlarda bulunmuştur.
 
1961-62 1963 yılına kadar 2,5 yıl, yönetimi elinde bulunduranlarca Alparslan Türkeş'in Türkiye'ye dönmesine müsaade edilmez. Yıl1963 tarih 23 Mart Alparslan Türkeş sürgünden yurda döner. Dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adli bir dernek kurar. Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar, yargılanır ve beraat eder.

23 Şubat 1963‘ta yurda dönen Alparslan Türkeş, dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla "Huzur ve Yükseliş Derneği" adlı bir dernek kurar.

TALAT AYDEMİR OLAYI

Kısa bir süre sonra Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile 21 Mayıs 1963’te tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar. Yargılama sonucunda beraat eder. 5 Eylül 1963‘te tahliye olur.
 
Tarih 31 Mart 1965 saat 11.00 de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne katılı...

Tarih 1 Ağustos 1965 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Büyük Kurultay'ında Genel Başkanlığına seçilir. Ayni yıl yapılan genel seçimlerde Ankara milletvekili seçilir. Yıl1969 Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nin adi Milliyetçi Hareket Partisi amblemi de Üç Hilâl olarak değiştirilir. O Yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili olarak seçilir.

İlki, 31 Mart 1975 -13 Haziran 1977 yılları arasında ve ikincisi de 1 Ağustos - 31 Aralık 1977 tarihleri arasında Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yapar. Ülkü Ocakları, Büyük Ülkü Derneği ve diğer mesleki örgütlenmeler başlar. 1968 Yılından itibaren marksist ve bölücü gençlik hareketleri üniversitelerde yuvalanır ve üniversite özerkliğinden istifade ederek buraları silah, cephane deposu haline getirerek "Kömünist Devrim" için üs haline koyarlar. Üniversiteler işgal altındadır. Her yer Lenin'in Stalin'in Mao'nun resimleri ve komünist sloganlarla doludur. Komünist yeraltı örgütleri "şehir gerillası" mi "kir gerillası" mi tartışmaları yapmakta okullara kendilerine tabi olanlardan başka hiç kimseye hayat hakki tanımamaktadırlar. Bunun üzerine Başbuğ Alpaslan Türkeş toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle onları komünizm konusunda aydınlatmaya ve alternatif olarak da Türk Toplumculuğunu, Türk Milliyetçiliğini anlatır. Kısa zamanda çoğalan gençler örgütlenmeğe başlarlar. Doktriner Türk Milliyetçiliği safhası başlamıştır. Türk Milliyetçileri Dokuz Işık, dokuz prensip etrafında toplanırlar.

Bu gelişmelerden rahatsız olan Türklük ve Türkçülük düşmanları özellikle de Komünist örgütler kendilerine okulda, fabrikada, köyde, kentte, dağda her yerde ama her yerde karşı çıkıp mücadele eden Ülkücü Hareket'e karşı savaş ilan ederler ve 12 Eylül 1980'e kadar 5000 civarında Ülkücüyü şehit ederler. Devlet'in zaaf içinde olduğu düşünülen "zinde güçleri bir şeylerin yani ihtilâlin şartlarının olgunlaşması" için daha fazla kanın akmasını beklemektedirler.

Başbuğ için 1978, 1979, 1980 yılları birçoğunu bizzat kendisinin yetiştirdiği binlerce ülküdaşının Komünist çetelerce katledildiğini gördüğü, kan ağlayan bir yürekle her şeye rağmen kaybetmediği soğukkanlılığıyla bir iç savaşı önlediği ıstırap dolu yıllardır.

12 Eylül 1980 sabahı pusudakiler yeterince olgunlaşan şartların neticesi ihtilâllerini yaparlar.

Başbuğ Alparslan Türkeş ve Türkiye'nin komünist bir ihtilâle kurban olmasını engelleyen Ülkücü Hareket sanık sandalyesinde, idam sehpalarındadır. Mamaklar ve C5'ler bu sürecin şekillendiği teslim olur. Cunta tarafından tutuklanan Başbuğ, önce 1 ay Uzunada'da kalır. Başbuğ 12 Eylül'den üç gün sonra Ankara Askeri Dil Okulu'nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastahanesi'nde 4,5 yıl hapis yatar. O ve 218 Ülkücünün idamı istenir, 9 Nisan 1985'de tahliye olur ve beraat eder.

Tarih 6 Eylül 1987... Yapılan referandum neticesi diğer siyasilerle birlikte Başbuğ'a da konulan siyaset yapma yasağı kalkar ve Başbuğ Milli Ülküyü iktidar yapmak davayı kitlelere anlatmak için yine meydanlardadır.

Tarih 4 Ekim 1987.. Milliyetçi Çalışma Partisi olağanüstü kongresinde Genel Başkanlığa seçilir.

Tarih 20 Ekim 1991.. Genel seçimlerde MÇP'nin RP ve IDP ile yaptığı seçim ittifakı neticesi Yozgat milletvekili seçilir. Başbuğ, son kez T.B.M.M.’dedir. Bu dönemde ülkemizi kasıp kavuran bölücü teröre karşı en etkili mücadeleyi O gerçekleştirir.

Tarih 27 Aralık 1992… On iki Eylül'ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesini sağlayan değişiklikler neticesi toplanan MHP'nin son kurultay delegeleri, MHP'nin isim ve amblemini MÇP'nin kullanabilmesine karar verirler. Tarih 24 Ocak 1992 MÇP'nin 4. Olağanüstü kurultayı toplanır ve partinin adini MHP amblemini Üç Hilal olarak değiştirir.

Seksen yıllık fırtınalı ve çileli bir ömrün sonunda koca çınar, yine fırtına ve kar yağışlı 4 Nisan 1997 gününde Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.
Allah, bütün geçmişlerimizle birlikte TÜRK’ÜN son BAŞBUĞU’NA da rahmet eylesin.
 

ANKET

Derneğimizin web sitesi çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?





Tüm Anketler

Editör'ün Seçtikleri

HAVA DURUMU                                 KAYSERI

HABER ARA


Gelişmiş Arama

HAVA DURUMU                                 KAYSERI

ANKET

Derneğimizin web sitesi çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?





Tüm Anketler

...

Sitemizde belirtilen görüşler sadece yazarları bağlar. Sunulan görüşler yetkililerce onaylanmadığı sürece kurumsal görüşümüzü yansıtmaz.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyap?: MyDesign Haber Sistemi